…İLİŞKİLER VE KAZANANLAR VE KAYBEDENLER...Görüşme, biri Hollanda diğeri New York merkezli iki yapım şirketinin, 2004 yılında, İslam toplumunda kadına yönelik baskı ve şiddeti konu alan filmi “Submission”ın gösteriminden iki ay sonra Faslı bir Müslüman genç tarafından öldürülen Hollandalı yönetmen Theo Van Gogh’un üç filmini yeniden çekme kararı çerçevesinde gerçekleştirilen ilk proje. 2003 yapımı, aynı adlı filmden uyarlanan Görüşme’nin yeniden çevrimi Steve Buscemi’nin ellerine teslim edilmiş ve ne kadar isabetli bir karar olduğu sanırım tüm izleyenler tarafından onaylanacaktır.
Yeniden çekilecek diğer iki filmin 1994 yapımı 06 ve 1996 yapımı Blind Date olduğunu ve yönetmenlik koltuğuna oturacak isimlerin de Stanley Tucci ile Bob Balaban olacağını da belirterek Görüşme’ye yakından bakalım.
Film, bırakın oturup saatlerce konuşarak eteğindeki taşları dökmeyi, aynı mekanlarda tesadüfen bile karşılaşamayacak iki insanı tek mekanda (hem de içlerinden birinin en özeli, evinde) bir araya getirerek sabaha kadar sürecek gizli bir iktidar savaşına sokuyor. Biri gözden düştüğünü (hatta belki de hiç gözde olmadığını) kabullenmeye yanaşmayan savaş muhabiri Pierre, diğeriyse kariyerinin zirvesinde şımarık bir aktris Katya. Tabii bu madalyonun görünen yüzü. Bir de keşfedilecek olan yüzü var ki; o da her ne kadar farklı dünyaların insanları gibi görünseler de hayata genel bakışlarının onları aslında aynı temelde buluşturduğu gerçeği. Filmin bir bölümünde birbirlerinin cümlelerini tamamlayarak söyledikleri bu dünya görüşüyse; ilişkilerin aslında hiç de samimi olmadığı, hep bir tarafın kazanan bir tarafın da kaybeden olmaya mahkum olduğuna işaret ediyor. Filmi, bu düşünce etrafında düşünerek değerlendirirsek ikilinin, birbirine karşı neredeyse anlık diyebileceğimiz tavır farklılıklarının da, sevgiyle nefret arasında gidip gelen duygu karmaşalarının da nasıl sonlanacağını tahmin etmek aslında çok da zor değil. Pierre tarafından oyunculuk başarısından çok yaşadığı aşklarla ünlü olduğu gerekçesiyle aşağılanan Katya’nın aslında nasıl da başarılı bir oyuncu olduğu, Pierre’inse kendini, kendi sunumuyla tanıttığı gibi, “başarılı” savaş ve siyaset muhabiri kimliğinin aslında çok da geçerli olmadığı gerçeklerini ortaya koyan film, güçler dengesini oldukça şaşırtıcı bir şekilde oturtuyor.
Buscemi ile diğer iki senarist Holman ve Schechter izleyiciyi ağırlıklı olarak Pierre’le özdeşleştirip onun bakış açısını izleyiciye kabullendirerek (ki karşısındaki hoş ve boş bir pembe dizi oyuncusuyken (?) onun görüşlerine katılımımızı sağlamak hiç de zor değil) oldukça sağlam bir akıl oyununa başvuruyorlar. Yılların kurt muhabirinin karşısında tek özelliği güzelliği olan bir aktris tabii ki aşağılanmayı hak etmiştir! (midir?) En azından Pierre gibi düşünenler için! İlerleyen dakikalarda kızımızın yaşadığı acı gerçekleri Pierre’le birlikte öğrenen bizlerin de onun gibi, hain (!) senaristlerin oyununa gelmemiz kaçınılmaz oluyor. Ama ya Pierre yanlış düşünüyorsa, ya biz de onunla aynı hataya düşüyorsak?
İki oyuncu da, zaman zaman tutkulu iki sevgiliyi, zaman zaman dertleşen baba-kızı, zaman zaman da birbirinden nefret eden ve aynı zamanda tencere dibin kara, seninki benden kara misali iki düşmanı canlandırma konusunda gayet başarılı. Steve Buscemi’nin oyunculuğuna laf söylemek zaten ne haddimize ama Sienna Miller’ı, Edie’den sonra bir kez daha yüceltmek şart. İkilinin bireysel başarılarının yanı sıra çift olarak tutan kimyaları da filme ayrı bir seyir zevki veriyor.
Yakın zamanlı diyebileceğimiz benzeri Tape (2003) de olduğu gibi Görüşme’de de dar mekan, az karakter ilişkisi öyle güzel kurulmuş ki, temponun nispeten düştüğü sahnelerde bile sıkmıyor. Gerçi Katya’nın, kapı gibi engeller olmadığı için çeşitli odalarını, gözümüzün önünde ama “sahne ışıkları”ndan biraz uzaklaşıp Pierre’i bizimle neredeyse baş başa bıraktığı ya da yaramazlık yapmasına izin verdiği geniş evi söz konusu olunca “dar” mekan değil de “tek” mekan sıfatını kullanmak daha doğru oluyor. Buscemi, bu “tek” mekanda çeşitlilik yaratmayı, öyküsünü odalara yaymayı ve yabancı bir evde yalnız kalan misafirin yapabileceklerini sıkmadan anlatıyor. Şahsımca oynadığı filmlerin izlenmeye değer görüldüğü Buscemi, yönetmenlikte de ne kadar iddialı olduğunu bu filmle bir kez daha ispatlamış görünüyor. Dolayısıyla devamını bekliyoruz…
Görüşme, uzun metraj bir film için kısa sayılabilecek 84 dakikalık süresi içinde hayatın temel kurallarından sayabileceğimiz bir değil birkaç ders vermekle kalmayarak her anından zevk alabileceğiniz iyi bir sinema örneği de izletiyor. Son aylarda gösterime giren filmler anlamında kısır geçtiğini düşündüğüm sinema sezonunun bu iyi örneklerinden birini kaçırmayın derim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder