
Hiçbirimiz aslında gerçekten büyümeyiz ki hayal kurmaktan vazgeçelim. Ya da büyümek istemeyiz. Çocukken otuz yaşına gelmek hatta yirmili yaşlarda olmak çok garip ve büyük bir şeymiş gibi gelirdi bana. Sanki asla ulaşamayacağım yaşlardı onlar. Ya da o yaşlara geldiğimde çok farklı hissedeceğimi zannederdim. Ama anlamadan, belki zaman zaman yaşadığımı bile fark etmeden geldim o yaşlara. Ve hiç de farklı hissetmiyorum. Mesela otuz yaşın ağırlığı yok bende. Şimdi neredeyse emin gibiyim, yetmiş yaşına geldiğimde de –gelirsem eğer- bu böyle olacak. Asla büyümeyeceğim. Zaten o ağırlığı hissetmek de istemem. “Evet, artık kırk yaşındasın ve kırk yaşın kuralları vardır” gibi bir cümle kurulabilir mi? Ya da o cümle kurulmasa da beklentiler o yönde olabilir mi?
Bir de kapalı kapılar ardında yapılan genç kız sohbetlerini hatırlıyorum çocukluğumdan. İçeriklerine yaşım tutmadığı için dahil edilmediğim sohbetleri… Ne kadar da merak ederdim o “çok gizli” sohbetleri. Oysa onlarda da değişik ya da merak edilecek bir şey yokmuş aslında. Çok sabırlı bir çocuktum ben sanırım. Fazla sabırlı. Yetişkinlerin yaptığı her şeyi yapmaya hak kazanacağım o yaşları hep merakla bekledim. Belki de başka şansım yoktu zaten. Fakat ne yazık ki, yetişkinlerin yapma hakkı olduğunu düşündüğüm o birçok ya da her şeyin, aslında çok da yapmaya değer, zevk veren şeyler olmadığını çok erken anladım. Hedefsiz, amaçsız geçen onca yıla şimdi anlam yüklemeye çalışıyorum. Çok gizli bir amacım var. Belki de gizem katmaya değmeyecek sıradan bir amaç. Öyle bile olsa bunu kimseyle paylaşmak istemiyorum. Belki sonra… çok sonra…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder