18 Ocak 2008 Cuma

ZAVET- BANA SÖZ VER


KUSTURICA CEPTEN YİYOR!

Avrupa sinemasının en önemli temsilcilerinden biri kuşkusuz Emir Kusturica. Altın yıllarını yaşadığı 90’lı yıllardan sonra bir duraklama dönemine girmiş olsa da o yılların yüzü suyu hürmetine yeni filmlerini merakla beklediğimiz yönetmenlerden biri hala. Fakat maalesef artık beklentilerimizi karşılamanın biraz uzağında kalıyor. Çünkü artık değişik bir şey söylemiyor. Dolayısıyla Emir Kusturica sinemasında görmeye alışkın olduğumuz her şey bu filmde de var. Sebep yönetmenin takıntıları mı yoksa çizgisinin dışına çıkamama başarısızlığı mı bilinmez ama o bildik gariplikler ya da komiklikler bizi artık ne güldürüyor ne de şaşırtıyor. Nerede Çingeneler Zamanı, nerede Arizona Dream, nerede Underground diyoruz ister istemez.

Bana Söz Ver, saf ama zeki taşra ekseninden doğup büyük şehre inerek mantık sınırlarını olabildiğince zorlayan bir karmaşa silsilesine dönüşüyor. Filmde tanımlandığı üzere “Tanrının unuttuğu bir yer” de yaşayan, Tsane ve ilginç mekanizmalar üretme teknisyeni dedesi bu hikayenin yapıtaşları. Dedesi, öldüğü zaman yalnız kalacağını düşündüğü torununu, yanına satması için bir inek vererek aklayıp paklayıp büyük şehre yolluyor ve kendisine bir ikon ve bir de gelinle dönmesini istiyor. Sonrasında Tsane şehirde aşık olduğu Jasna ve kardeş benimsediği iki inşaat işçisiyle mafyavari olaylara karışırken dedesi de köyün kilisesini “düğün ve cenaze”ye hazırlıyor. Tüm bunları anlatırken Kusturica aslında hayatla ilgili bir şeyleri sorguluyor. Ölüm yaklaştıkça “görünmeyene” yakınlaşma çabası, modern hayata ve onun yarattığı sistemin insanlarına iğneleyici göndermeler, tüm dünyaya hakim olma çabasındaki güçler ve o güçlere yaranmaya çalışan küçük insanlar gibi.

İşin aslı ya da daha açıkçası Kusturica’nın bu filmde sistem eleştirisi yapmaya çalıştığı çok açık. Hatta o sistemden en çok beslenen hatta belki de o sistemi bizzat yaratan Amerika’ya ayrıca söylemek istediği bir şeyler var gibi. O kadar ki, mafya lideri karakterinin alakalı alakasız birçok sahnede dilinden düşürmediği “Amerikası” fazla kör gözüm parmağına durumu oluşturarak bir yerden sonra “e, anladık ama” dedirtiyor. Ancak yönetmenin asıl derdi Amerika’nın da ötesinde kapitalizme hoş görünmeye çalışarak meyvelerinden yemeye çalışan sözde girişimci ruh. Sözü geçen zümreyi aptallaştırarak bir çeşit intikam alıyor belki de. Fakat bahsedildiği gibi bunu biraz fazla gözümüze sokarak yapıyor ki, kendisinden beklenen daha ince espriler ve ayrıntılarda gizli göndermelerdir.

Kusturica filmlerini başarılı kılan en önemli özellik karakterlerinin sağlamlığıdır. Hikaye değil, karakterler filmi götürür. Ancak Bana Söz Ver’in karakterleri bu misyonu tam olarak başarıyla gerçekleştiremiyor. Ya da daha önce bahsi geçtiği gibi biz onları o kadar çok gördük ki, artık sıkıcı bulma tehlikesiyle bile karşı karşıyayız. Mesela; bir arabaya doluşup kente korku saçan zeka yoksunu mafya üyeleri ve liderin müzik eşliğinde arabada dans etmesi, işlenen cinayetin sıradanlaştırılması gibi sahneler onun daha önce kullanmadığı şeyler değil. Karakterlerin kötülerle savaşta kullandıkları, kendi icatları olan ilginç makineler de… Yine içeriği zenginleştiren gerçeküstü sahneler de bu filmde yerini alıyor. Arizona Dream’deki bilge balığın film boyunca perdede arz-ı endam etmesini hatırlatan bir kuş adamımız bile var. Ancak Arizona Dream’de balığa yüklenen anlamla Bana Söz Ver’deki arasında kesinlikle yadsınamaz bir fark söz konusu. Yerli yersiz sahnelerde uçan o adam, yönetmenin belki de eski filmine gönderme yapmasının ya da bize o güzel filmi hatırlatmasının dışında gayet gereksiz bir ayrıntı olarak filmdeki yerini alıyor.

İnsanın içini ısıtan hatta duruma göre neşe veren Balkan müzikleri de yönetmenin vazgeçilmezlerinden. Yıllar geçse de hala zevkle dinlediğimiz soundtrack albümler, onun filmlerinin unutulmaz yanlarından. Yıllar önce yollarını ayırdığı Goran Bregovic faktörünün yokluğundan mı, biz alıştığımızdan mı bilinmez ama bu filmde o müzikler, o kadar da ısıtmıyor. Hatta bazı sahnelerde sırf filme hareket katmak adına kullanılmış hissi veriyor ki, o sahneler de filmi gereksiz yere uzatmış havası yaratıyor. Yeri gelmişken, filmin süresinin, hikayeye hizmet etmek bir tarafa onu daha da sıkıcı hale getirdiğini belirtmeden geçmemeli. Gerçi Kusturica filmlerinin özelliklerinden biri de sürelerinin uzun olması belki ama bu filmde o süreyi çok da iyi değerlendiremediği bir gerçek.

Kusturica’nın son yıllarda sinemasına yeni bir şey katamadığı çok açık. Bana Söz Ver de bu anlamda bir hayal kırıklığı. Yine de yönetmenin “şanlı geçmişi” ne hürmetten izlenmeli. Yeni çalışmalarını bundan sonra da merakla bekleyeceğiz belki ama o beklentiler artık çok da yüksek olmayacak gibi.

Hiç yorum yok: