Benim yazılarımda hep bir eksiklik, mantık hatası var. Çünkü sıkılıyorum. Tam bir şeye başlamışken daha bitirmeden, ne söyleyeceğimin kendim için bir anlamı kalmıyor. Ben de abuk subuk bitiriyorum öyle olunca. O yüzden hep eksik kalıyor hayatım gibi. Hep sıkılıp yarım bırakıyorum, öyle saçma sapan çekip gidiyorum. Başlamanın hiç anlamı kalmıyor böyle olunca. Statik kalmak lazım belki de.
Mucizelere inanırım ben. Belki tüm çareler tükendiğinde tutunacak başka bir şey kalmamasındandır ama her nedense inanmak huzurlu kılar beni. Aslında belki de bir şeye gerçekten inandığım zamanlarda bir şekilde, anlamlandıramadığım bir “güç” le o şeyi oldurmamdandır inancım. Tabii bu her zaman iyi şekilde sonuçlanmayabiliyor. Kötü şeylere de yol açabiliyor düşünce gücüm. Mesela küçükken, çok küçükken birini öldürdüm bu yolla. O da çok küçük, hatta benden de küçük bir kız çocuğuydu. Annemin eteğine (mecburen) yapışıp gittiğim misafirliklerden birinde oldu olanlar. Dört-beş yaşlarındaydım ve evdeki çocukların en büyüğüydüm. Kıza görür görmez uyuz olmuştum. Anneler oturup sohbet ederken biz evi keşfediyorduk. Mutfakta, tam fırının yanında oldu. Karşı karşıya duruyorduk, bir meseleden –muhtemelen bir oyunun kuralları yüzünden- tartışmaya başladık ya da belki tartışmadık bile. Tek hatırladığım kızın suratına tokat attığım. Sonra ne oldu bilmiyorum, o ağladı mı, beni annesine şikayet etti mi, yoksa hiçbir şey yapmadan mutfaktan çıkıp gitti mi? Aradan birkaç hafta geçti ve bir gün annem bana hayatım boyunca unutamayacağım o haberi verdi. O kız evinin balkonundan aşağıdan geçen seyyar oyuncakçıya bakarken yere düşüp ölmüştü! Bu bir mucize değil, kötücül bir yönlendirmeydi ve ben katil olmuştum. Ona uyuz olduğum için ölmüştü kız. Belki basit bir tesadüftü ama olmuştu işte. İnsan ruhunun ne kadar kötücül olabileceği, bu kötücüllüğün nelere mal olabileceğiyle ilk tanışmamdı bu olay. Ne yapsam, ne kadar oyun oynasam unutamıyordum ve hala unutmadım.
Belki de bu olay “mucize yönlendirme” sanatımda kötü bir milat olmuştu. O günden beri hiç iyi bir mucize yaratamadım, iyi bir şey oldurmak için ne kadar yoğunlaşsam da başarılı olamadım. Ama ne zaman bilinçli ya da bilinçsiz olarak biri hakkında kötü şeyler düşünsem o kişinin başına biraz mübalağalı bir deyimle “felaket” ler geldi. Bu da bazen işe yaramıyor değil. Bir çeşit iç rahatlatma yöntemi oldu bana. Belki de başka türlüsü elimden gelmediğinden bununla yetinip, iyi yanlarını görmeye çalışıyorum o kadar. Ya da ben aslında kötü ruhlu bir insanım, bu yüzden bu tarafım hep ağır basıyor.
İşin aslı bu yazı hikaye olacaktı ama olamayacağını anladığım şu satırlarda bana düşen bitirmek galiba.
Benimki öyle ölüm sayılmazdı pek. Merak daha çok. Gitsem ne olur, döndüğümde neler olur? Yıllardır düşündüğüm halde bugüne kadar denememiştim bunu. Demek ki zamanı yeni gelmiş. O his gelince bir gün gidiverdim. Kimsenin haberi yoktu, haber veremezdim ki! Bilseler anlamı olmazdı. Öyle çok gürültü de koparmadım. Sadece bir gece yattım ve ertesi sabah kalkmadım. Bu kadar kolaydı işte ölmek. Provası korkunç değildi, herhalde kendisi geldiğinde de korkmayacaktım. Zaten beni en çok düşündüren benden sonra annem değil miydi? Sonra kardeşim, babam… Bunu da göze almıştım, nasıl olsa dönecektim. Hem bu benim için iyi olacaktı. Hayata es vermek gerekir bazen, kaybolmak ortalıktan. Yaptığım sadece buydu ve bu şekilde yaptığında kimse hesap soramıyordu. Öbür türlü anlat anlatabilirsen, çözüm önerilerini dinle, mecburiyetlerini yerine getir, vs. Bunları çekemediğimden belki de bu yolu tercih ettim. Belki birkaç kişi biraz üzülecekti ama gerçekte ölsem de onlar için hayat devam edeceğinden sorun yoktu.
Sonrası tam da tahmin ettiğim gibi oldu. Kimin ne tepki vereceğini az çok tahmin ediyordum. Sağolsunlar, beni şaşırtmadılar. Bazen annemi izlerken dönmemek için kendimi zor tuttuğum oldu ama güçlü olmalıydım yoksa bu deneyim de boşa giderdi. Ben de öyle oldum. İşin aslı bir gün döndüğümde bu yaptığımdan dolayı benden nefret etme ihtimallerinin de yüksek olduğunu tahmin etmiyor değildim ama bunu yapacak olanlar zaten beni gerçekte pek de sevmeyenler olacaktı muhtemelen. Diğerleri belki de onlara böyle bir şeyi yaşatmış olmamdan dolayı sinirlenecek, bağırıp çağıracak ama bir süre sonra beni anlayacaklardı. Hatta beni kaybetmiş olmanın (!) ne demek olduğunu yaşamış olduklarından tekrar kazanmanın sevincini yaşayacaklardı. En azından ben bazı kayıplarım için bunun olmasını çok dilemiştim zamanında. Mesela F. veya K. bir gün dönüp gelseler de, “ben çok sıkılmıştım, biraz gitmek istedim sadece” deseler hiç kızmam, sinirlenmem, aksine bunun bir şaka veya deney veya mola olduğunu öğrenmek beni çok mutlu eder. Tabii herkes böyle düşünemez, böyle düşünebilmek için aynı ruh halinde senelerce yaşamak gerekir belki. Deneyimden önce sonuçlarıyla ilgili düşünülebilecek o kadar çok şey var ki… Bazı hayal kırıklıkları yaşamayı da göze almalı mesela. İnsanların senin kaybından, olmasını umduğun kadar etkilenmemeleri gibi. Belki bu insanı öyle mutsuz eder ki verdiğin mola sonsuza kadar sürebilir bile. Ama kendi adıma şunu söyleyebilirim ki, ben bunlara hazırlıklıydım. En azından öyle olduğumu düşünüyordum.
İLK GÜN
Beni annem buldu. Zaten geç uyandığım için uzun süre şüphelenmemişti. Ama akşama doğru dayanamayarak beni uyandırmaya geldi. Uyanmıyordum bu defa ve annem evde yalnızdı. Dakikalarca denedi, inanmıyordu, aklına bile gelmiyordu ölmüş olabileceğim. Derin bir uykudan uyandırma çabasıydı onunki. Sonra bir an korku başladı. Odamın kapısını kapatıp dışarı çıktı. Uzun süre dönmesini bekledim. Yalnız dönmedi. Babamı aramıştı. Ben babama benzerim. Yani o da benim gibi soğukkanlıdır, dolayısıyla annemin düşünmek, söylemek istemediği şeyi o ilk anda anladı. Annem benim gidişimi, istediğimin tam aksi şekilde gayet gürültülü karşıladı. Babamsa yere oturup başını ellerinin arasına aldı. Kimseyi aramadılar, dolayısıyla kardeşimin ölümümü öğrenmek için işten dönmesi gerekti. Aslında pek de şaşırmadı, yıllardır bekliyordu bunu. Ama şaşırmamak üzülmeyi engellemiyor. Yine de sakin olup yasal gereklilikleri gerçekleştirmek üzere harekete geçmesi gereken o oldu. Ertesi sabah hatta o gece beni tanıyanların yüzde doksanı biliyordu gittiğimi. Hep böyle olmaz mı?Arama zinciri çok hızlı oluşturulur.
KARANLIKTA…
Ertesi sabah karanlığa uyanmıştım. Buna kızmadım desem yalan olur. Hadi annemler neyse de kardeşim nasıl olur da artık işime yaramayacak olan organlarımı yaşamak isteyenlere bağışlamayı akıl edemezdi? Gerçi bu da sorun değildi, şok anlarında önceden konuşulanlar unutulabilirdi. Hem geri döneceğime göre ihtiyacım olacaktı onlara. Gitmenin en iyi yanı istediğin anda istediğin yerde olabilmekti. Yaşarken bazen ölesiye sıkıldığın halde bir yerden bir yere ışık hızıyla gitme ihtimalin yoktur ama ölünce bunu rahatlıkla yapabiliyorsun… muşsun… Bu yüzden herkesi gördüm ben. İlk tepkilerini, sonrasını… Bazen hepsinden sıkıldığımda karanlığıma geri dönüyordum. Böcekler hiç de o kadar mide bulandırıcı hayvanlar değillermiş. Dostluklar bile kurdum onlarla. Belki de başka şansım yoktu ama yine de umarım döndüğümde bunu hatırlarım. Gerçi ben yaşarken de -en azından- öldürmezdim onları ya…
Beni ilk unutan sevgilim oldu. Ne şaşırtıcı! Onun açısından zor olan oynamaktı. Bunalımda numarası yapmak. Neyse ki erkek olduğundan bunu başarması çok da zor olmadı. Zaten normalde de sık sık başvurduğu bir yöntemdi hem bana hem de başkalarına karşı. Hatta ölümüm onun işine bile geldi. İşyerinde insanlar onun bu “zor” dönemleri daha kolay atlatabilmesi için ellerinden geleni yaptılar. Bir defa günlerce izin yaptı. Sonra işe başladığında çok yüklenmediler, sıkıldığında erken çıkıp gitti. Dahası, iki ay sonra başkasıyla sevişirken ona da “seni seviyorum” dedi. Ben buna üzüldüm mü? Biraz içim burkuldu tabii ama birçok şeye şaşırmadığım gibi buna da şaşırmadım. Aksi olsa daha çok şaşırırdım. Ama bu defa o kadar kolay olmasına izin vermeyecektim. Güç bendeydi artık. Ne de olsa istediğim anda, istediğim yerde, istediğim şeyi yapıyordum. Her gece evindeydim. Benim olmadığım günler boyunca kaybettiği hiçbir şeyi bulamadı! Tam uykuya dalacakken raftan bir kitap düştü! İnternette başkalarıyla konuşurken bağlantısı kesildi! Böyle ucuz oyunlarla eğlendim durdum.
Arkadaşlarım… Daha önce deneyimlemişlerdi aslında kaybetmeyi. O yüzden benimkini daha kolay kabullendiler. Tıpkı daha önce birlikte F.’nin ardından yaptığımız gibi benim için de kadeh kaldırdılar. Beraber geçirdiğimiz günleri andılar. İşlerine, günlük kaygılarına devam ettiler. Hayat böyleydi, yapacak bir şey yoktu. Bunu çok iyi anlayabiliyorum, tam tersi bir durum sözkonusu olsaydı benim yapacağım da bundan farklı olmayacaktı. Benim açımdan bakılınca, bazılarıyla sohbet etmeyi özlüyordum. Bazen toplandıklarında bir şey konuşurlarken tam yeri geliyor, müdahale etmek istiyordum. İşte en zoru o anlardı. Başka konularla veya benimle ilgili yanlış bildikleri veya hatırladıkları bir şeyi düzeltememek çok can sıkıcıydı. Ama zaman her şeyin ilacıdır, bir süre sonra buna da alıştım. Evet, gidenin ardından yokluğa alışmak sadece kalanlar için geçerli değil. Giden de bir şeylere alışıyor elbet. Yeni bir dünya kurmak o kadar kolay değil, sancılı oluyor. Onlar için bir kişi gitmişken, giden hayatındaki herkesi kaybedip yapayalnız kalıyor. Giden için daha zor galiba alışmak. Eğer hala bir şekilde etrafta dolaşabiliyorsa tabii.
Beni yıllarca yaşatan ailem… “Nasıl oldu da daha fazlasını yapamadık” dediler hep. Biliyorum ki, başka herkes hayatına devam etse de, beni düşünme sıklıkları azalsa da ailem için bu böyle olmayacak. En azından çok daha uzun bir süre. Ben de en çok onların yanında oldum bu yüzden. Doğruluğundan çok emin olmasam da her gece rüyalarına girdim. Belki beni hiç görmemeleri daha iyiydi ama dediğim gibi bundan çok emin olamıyordum. Tek yapabileceğim pembe rüyalar yaratmaktı onlara. Hep iyi gördüler beni, hep mutluydum rüyalarında. Bu, inanın işe yarıyordu. Başka şeyler de yapabiliyordum onlar için. Mesela tam benden bahsedip ağlarlarken bir telefon çalabiliyordu. Yine de onlara bunu yaşattığım için kendimden nefret etmediğimi söyleyemem. Ama öbür türlüsü de kötüydü. Yaşarken yaptıklarım demek istiyorum. Ölüme bir şekilde alışırlardı ne de olsa. Acımasız olmak zorundaydım.
BUNLAR DA VAR!
Ölmenin en güzel yanlarından biri de her şeyi beleş yapabiliyor olmaktı. İstediğim seansta, istediğim filmi izliyordum. Bütün barlar benimdi. Ölüler de içer mi hiç demeyin, hiç öldünüz mü ki biliyorsunuz? Herneyse festival gelmiş, para yokmuş, bilet kalmamış, hiç dert değildi artık bunlar benim için. Sonra bol bol tatil yaptım. Görmek istediğim her yeri gördüm. Daha dün Prag’da, Kafka’nın evindeydim mesela. Kafka demişken, ölülerin başka ölüleri görebileceğini sanmayın sakın. Benim de en çok bozulduğum bu oldu. Hiç öyle ummamıştım. Tamam, hayattaki arkadaşlarımla konuşamayacaktım ama burada, yeni dünyamda yenilerini edinebilmeliydim. Eh işte, yaşarken her şey istediğimiz gibi mi oluyor da ölünce olacağını sanıyoruz? Sonuç olarak tanımak istediğim hiçbir ölüyle bırakın arkadaş olmayı, uzaktan olsun göremedim bile. Sonra bir de özlediklerim vardı, onları görmeye hakkım olmalıydı en azından. Ama yoktular işte. Eminim onlar da benim gibi arayıp duruyorlardı ya da çoktan vazgeçmişlerdi bu boş uğraştan. Belki de dönmeye karar vermemin en büyük sebebi buydu. Burada da yalnızdım. Olaylar bu anlamda pek de istediğim gibi gelişmemişti. Ben de bir sabah karanlığımı delmeye kalktım. Ama… Birileri mi beni kandırdı, ben mi uydurdum bu saçmalığı bilmem ama gittikten sonra dönmek diye bir şey yokmuş. Günlerce boşuna uğraşıp durdum. Hani öyle filmlerdeki gibi yalvarıp yakarıp, üstünden girip altından çıkarak, şartlı da olsa sizi tahliye edecek iyi kalpli melekler falan yokmuş gittiğimiz yerlerde. Boşuna arandım durdum. Artık yaşayanları izlemeyi bırakmıştım, boşluklarda benim dünyamdan, bana benzeyen birilerini görür müyüm diye her yeri dolaşıyordum. Algım öyle açılmıştı ki, her şeyi görebiliyordum ama yine de görmek istediğim şeyi görmem mümkün olmadı. Bu küçük oyunum bana pahalıya malolmuştu. Böceklerin dostlukları da bir yere kadardı. Beni yiyip bitirmiş, işleri bitince de sırtlarını dönüp yenilere gitmişlerdi. İşin aslı yaşamla ölüm bu anlamda farklı değildi. Neyse ki bunu anlayıp kabullenmem uzun sürmedi. Gerçi burada zaman diye bir şey olmadığından bundan çok da emin olamıyorum ama hissiyatım böyle en azından. Bu da yeter.
ARTIK…
Artık tecrübeli bir ölüyüm. Ne dost arıyorum, ne yaşayanları merak ediyorum. Karanlık bana kasvet değil huzur veriyor. Hiç sıkılmıyorum da. Yalnızlık? Yaşamımın en büyük tecrübesiydi zaten. Burada en azından tamamen ve gerçek anlamda yalnızım. Derdim, tasam, yarına yetiştirmem, yapmam gereken hiçbir şey yok. Bu yüzden hep huzurlu uykularım. Ben de rüya görüyorum sonra. Hem benim rüyalarım sizinkilerden çok daha renkli, çok daha gerçek…
-
*1O'nun 10:12'si *
*Gözlerini açtığında anlıyorsun zamanın bir saat ileri olduğunu,*
*10'nun için çok şey olmuş çoktan,*
*Zafer paylaşımı yapıyor adeta g...
A.'NIN İLK NÖBETİ
-
*Gece yolcularıyla ilk karşılaşma*
gündüz insanlarını sevemediğim için üzgünüm.Bir süre denedim-gerçekten
denedim.hani kolaycıydım ....banka hesaplarıyla g...
ay üzerine kurgulamalar :)
-
"Ay veya Luna, Dünya'nın tek doğal uydusu ve Güneş Sistemi içinde beşinci
büyük doğal uydudur. Dünya ile Ay arasında ortalama merkezden merkeze
uzaklık 3...