3 Kasım 2009 Salı

demek...


Demek hayatımın bundan sonrası böyle geçecekti. Başlarken böyle olacağını bilemez, hayal bile edemezdim. Yaptığımın, yaptıklarımın ne anlama geldiğini, nelere yol açacağını düşünmek aklımın ucundan bile geçmemişti. Aslında şimdi hala neden yanlış olduğunu anlamıyorum. Bana göre garip olan bir şey yok. Ben bir şeyi, bana ait olan bir şeyleri saklamaya çalıştım yalnızca. Onları sonsuza kadar kaybetmeyi göze alamayışımdandır tüm bunlar. Ait olmak, sahip olmak… Ne aittim, ne de sahip oysa. Yanlış olan bir şey varsa buydu. Hem çok iyi baktım onlara, yerin metrelerce altında olabileceklerinden çok daha iyilerdi benim dolabımda. Ama sayıları öyle arttı ki, ben bile inanmıyordum. Belki aymayız normalde. Orada, burada, farklı farklı yerlere gömeriz hatıralarımızı. Kaybettiklerimizin sayısını bilmez oluruz yaşlandıkça. Ben bilmek istedim. Bilmek istedim ki unutmayayım. Ve hatırlamanın başka yolu yoktu. Her gün görmezsem, en azından arada bir bakmazsam unutacaktım. Ve kazmaya başladım. Kolay değildi tabii, en zoru temizlemekti, en zoru diri tutmaktı. Yoksa yine unuturdum. Her gün ilgilenmezsem benden giderlerdi. İlgi göstermezsem artık benim olmazlardı. Yaşayanlarla aram iyi olmamıştı hiçbir zaman. Hep unutulmuş, unutmuştum. Ama bunlar, bunlar elimdekilerdi. Unutmayacak, unutulmadığımı varsayabilecektim. Cevapsız sorular, tek taraflı konuşmalar. Hayatım öyle ya da böyle monologlardan ibaretti. Tepkisiz bakışlar, heyecan yok, sevinç yok, hüzün yok. Boş bakıyorlardı bana, Ama buna bile alışmıştım. Bazen ellerim dolaşırdı yüzlerinde. Dudaklarının kenarını hafifçe çektim mi, işte size tepki. Bazen boyardım, delilik bu. Boyayıp fotoğraflarını çekerdim. Kötü olan sergimdi. O sergi olmasaydı hala hep beraber mutlu yaşıyor olacaktık.

Bugünlerde konuşacak bir şeyim yok. Yazacak da tabii doğal olarak. Ne yapıyor bunu bana bilmiyorum, “nasıl olur da insan bu hale gelir” diye soruyorum bazen kendime. Oysa belki de normali bu, hatta büyük ihtimalle normali bu. Ama çok kısıtlı zamanım var, bir gün bu sergiye ben de katılacağım, günlerim böyle başkalarına kölelik yapmakla geçecekse süreyi uzatmanın ne anlamı var ki? Uzun lafın kısası ben hiçbir zaman daha doğrusu çoğu zaman bulunduğum mekanlardan memnun olmadım, hayatın gidişatından da tabii. Bunun nedenini çözebilmiş değilim, somut anlamda çok neden var belki ama aynı nedenlere sahip bir sürü insan için durumun böyle olması sorun yaratmazken bana ne oluyor anlamıyorum. Sonra böyle saçma şeylere girişmek, doğrulayabilirim kendimi, yine de kime göre normal bilmiyorum ama bu normalin dışı sanırım. Bazen işte böyle dönemlerde ihmal ediyorum onları, bir çeşit küskünlük oluyor aramızda tabii. Donuk donuk bakıyorlar yüzüme, bazen görmemek için bakmıyorum onlara, bulundukları odanın yakınından bile geçmiyorum. Bu kokuların bana hatırlattığı şeyleri hatırlamak istemiyorum. Özleme yenik düşer, eksilirim diye belki ya da tam tersi artık özlemediğimin farkına varırım diye. Bundan neden korktuğumu da bilmiyorum. Özlemiyorsam özlemiyorumdur, geçmişi unutmamaya çalışmak neden ki? Yaşayanlarıysa alabildiğine unutmak istiyorum bir taraftan. Onları unutmak beni bu kadar üzmüyor ama onlar, gidenler, şimdi benim, bizim hiç tatmadığımız bir tecrübenin tadını çıkaranlar. Yok olmanın. Birdenbire hiç olmamışlar gibi. Vardılar oysa, gülüyor, yemek yiyor, film izliyorlardı. Neler kaçırıyorlar ya da herşey kaçırıldığına üzülünmeyecek kadar boş, gereksiz. Bizim yüklediğimiz anlamlar, bizim zavallı çırpınışlarımız anlamlı kılan edimleri. Bunu da yapmazsak düşeceğimiz karanlığı hayal edebiliyor musunuz?

Sergiyi açmaya karar verdiğimde başıma gelecekleri tahmin etmiyor değildim. Ama en çok üzüldüğüm amacımın tam aksine cani ilan edilmem oldu. Onları ben öldürmemiştim, hepsi doğal nedenlerden, benim dışımda nedenlerden terk etmiştiler bu dünyayı. Ben yoklarken de değer vermek istemiştim onlara yalnızca. Anlaşılmak çok zor. Anlatmaya çalışmak beyhude. Bu yüzden ben savunmadım kendimi. Bıraktım nasıl isterlerse öyle bilsinler. Belki de artık çok yorulduğumdan, o gün birine neden selam vermediğimin açıklamasını bile yapmak zorunda kaldığım bir hayatı yaşamış olmanın verdiği bıkkınlıktan. Basit şeyleri bile anlamayan bu insanlar benim bu eylemimi nasıl anlayacaklardı? Anlamaları beklenemezdi. Bu hücrede ölüyor olmak dokunmuyor bana. Zamanla eskiden yaptığım, yaparken zevk aldığımı düşündüğüm bir sürü şeyin de önemi yok artık benim için. Bir gün buradan çıksam bile hiçbir şey eskisi gibi olmaz muhtemelen. Film izlemeyi artık o kadar seveceğimi sanmıyorum mesela. Neden bilmem bunun gibi bir sürü şeyin hiçbir cazibesi kalmadı benim için. Amaçları da buydu zaten herhalde, başardılar. Başaranları kutlayalım, alkışlayalım. Ne de olsa en kolayı üç maymunu oynamaktır.